Duygularımızı Hemen Düzeltmek Zorunda mıyız?
Kişisel Gelişim

Duygularımızı Hemen Düzeltmek Zorunda mıyız?

Seda Arpacı Seda Arpacı 4 dk okuma
Kişisel Gelişim 4 dk okuma
Paylaş:

Bazen iyi olmak, önce ne hissettiğimizi aceleyle değiştirmeye çalışmadan görebilmekle başlar.

 

Günümüzde iyi hissetmek neredeyse bir hedefe dönüştü. Daha dengeli olmalıyız, daha sakin kalmalıyız, daha pozitif düşünmeliyiz, daha güçlü görünmeliyiz. İçimizde bir şey sıkıştığında, huzursuz olduğumuzda, kırıldığımızda ya da yorulduğumuzda ilk refleksimiz çoğu zaman şu oluyor: “Bunu hemen çözmeliyim.”

Oysa insanın her duygusu çözülmesi gereken bir problem değildir. Bazı duygular bir işaret gibidir. Bize durmamız gereken yeri, ihmal ettiğimiz ihtiyacı, fazla yüklendiğimiz alanı ya da görmezden geldiğimiz sınırı gösterir. Fakat biz çoğu zaman bu işareti okumadan onu susturmaya çalışırız.

Üzgünsek hemen iyi olmaya, öfkeliysek hemen sakinleşmeye, kaygılıysak hemen rahatlamaya çalışırız. Bu çaba ilk bakışta sağlıklı gibi görünür. Kim daha iyi hissetmek istemez ki? Fakat bazen duyguyu anlamadan düzeltmeye çalışmak, iç dünyamızla kurduğumuz ilişkiyi daha da zorlaştırır.

Bir insan kırıldığında kendine “Bu kadar etkilenmemeliyim” derse, aslında yalnızca kırgınlığını değil, kırılmış olma hâlini de yargılamaya başlar. Kaygılandığında “Bunu aşmış olmam gerekirdi” derse, kaygının üzerine bir de yetersizlik duygusu eklenir. Yorulduğunda “Daha güçlü olmalıyım” derse, bedeninin işaret ettiği dinlenme ihtiyacını bastırır.

Böylece asıl duygu ile aramıza yeni bir mesafe girer. Duygunun kendisinden çok, o duyguyu yaşadığımız için kendimize kızmaya başlarız. Bu da içsel yükü hafifletmek yerine artırır.

Duygularımızı hemen düzeltme isteğinin arkasında çoğu zaman kontrol ihtiyacı vardır. Belirsiz bir his geldiğinde, onu anlamlandırmak ve hızlıca ortadan kaldırmak isteriz. Çünkü duygu bazen düzenimizi bozar, planlarımızı kesintiye uğratır, kendimizle ilgili kurduğumuz “Ben böyle biri değilim” cümlesini sarsar.

Oysa duygular düzeni bozmak için gelmez. Çoğu zaman içeride bir şeyin görülmeye ihtiyacı olduğu için belirir. Kaygı bazen hazırlık ihtiyacını, öfke bazen ihlal edilen bir sınırı, üzüntü bazen kaybı, kırgınlık bazen duyulma isteğini gösterir. Elbette her duygu bize mutlak doğruyu söylemez; fakat her duygu bir veri taşır.

Bu nedenle ilk soru her zaman “Bunu nasıl geçiririm?” olmak zorunda değildir. Bazen daha iyi bir başlangıç sorusu şudur: “Bu duygu bana neyi fark ettirmeye çalışıyor?”

Bu soru, duygunun içinde kaybolmak anlamına gelmez. Tam tersine, onunla aramıza daha sağlıklı bir mesafe koyar. Çünkü duyguyu bastırmadığımızda ama tamamen ona teslim de olmadığımızda, onu gözlemleyebilir hâle geliriz. İşte farkındalık burada başlar.

 

 

Kendimize karşı daha şefkatli bir yerden bakmak, her duygumuzu onaylamak demek değildir. Öfkelendiğimizde her tepkiyi haklı görmek, kaygılandığımızda her senaryoya inanmak ya da üzgün olduğumuzda orada kalmayı seçmek anlamına gelmez. Şefkat, önce olanı olduğu gibi fark edebilmektir. “Şu an içimde böyle bir şey var” diyebilmek, çoğu zaman dönüşümün ilk adımıdır.

İnsan kendini sürekli toparlamaya çalıştığında, bazen kendine hiç temas edemez. Hep daha iyi versiyonuna ulaşmaya çalışırken, şu anki hâlinin neye ihtiyaç duyduğunu duyamaz. Oysa bazen iyileşme, kendimizi hemen başka bir hâle dönüştürmekten değil, mevcut hâlimizi daha dürüstçe görmeye izin vermekten geçer.

Günlük hayatta bunu küçük bir uygulamayla deneyebiliriz. Zorlayıcı bir duygu geldiğinde hemen çözüm üretmeden önce kendimize üç kısa soru sorabiliriz: “Şu an ne hissediyorum?”, “Bu duygu bedenimde nerede kendini gösteriyor?”, “Benden neyi fark etmemi istiyor olabilir?”

Bu sorular duyguyu sihirli biçimde ortadan kaldırmaz. Fakat duyguyla kurduğumuz ilişkiyi değiştirir. Onu düşman gibi görmek yerine, bir mesaj gibi okumaya başlarız. Bazen mesaj nettir, bazen değildir. Yine de kendimizi aceleyle düzeltmeye çalışmadığımızda, içerideki ses biraz daha duyulur hâle gelir.

Belki de her zaman iyi hissetmek zorunda değiliz. Belki de bazen üzgün, kararsız, kırgın, yorgun ya da huzursuz olmamız, yanlış yolda olduğumuzu değil, insan olduğumuzu gösterir. Önemli olan, bu duyguların bizi tamamen yönetmesine izin vermeden onların ne anlattığını duyabilecek kadar kendimize yaklaşabilmektir.

Çünkü insan kendini yalnızca güçlü olduğu zamanlarda tanımaz. Bazen en çok, dağılmadan duramadığı, hemen toparlanamadığı ve kendine rağmen kendini anlamaya çalıştığı zamanlarda tanır.

Duygularımızı hemen düzeltmek zorunda değiliz. Bazen önce onları duymaya, sonra anlamaya, ardından ne yapacağımıza karar vermeye ihtiyacımız vardır. Ve çoğu zaman bu sıra değiştiğinde, içimizdeki yük de yavaş yavaş yerini daha sakin bir açıklığa bırakır.

Seda Arpacı

Seda Arpacı

Kişisel Gelişim Uzmanı | Kurumsal Eğitmen

Seda Arpacı; kişisel gelişim uzmanı, kurumsal eğitmen ve Pandora Kişisel Gelişim kurucusudur. 2018 yılından bu yana yetişkin eğitimi, farkındalık, iletişim, motivasyon ve yaşam becerileri alanlarında eğitimler, seminerler ve içerikler üretmektedir.

Tüm yazıları →

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir