Kişisel Gelişim

Sen Neymişsin Atıl Potansiyel

17 Güzin Belli 4 dk okuma
Kişisel Gelişim 4 dk okuma
Paylaş:

Çağımız işini iyi yapanların adını duyurmaya çalıştığı ve işini yeterince iyi yapmasa da adını bir şekilde duyuran kişilerin olduğu bir arena. Herkes kendi kulvarında bir savaş veriyor. Bir de kendi içimizde verdiğimiz savaşlar var. Bu iki alanın kesişim kümesi ne diye sorsam, aklınıza ne gelir? Varlığının farkında olduğumuz, değeri bilinmeyen hatta kullanmamıza izin verilmeyen potansiyelimiz gelir mi mesela?

Nasıl buzdolabında olduğu halde kullanmadığınız yiyecek zamanla çürüyüp yiyecekler arasındaki dengeyi bozuyorsa kullanmadığınız potansiyeliniz de sizin iç ve dış dengenizi bozar.

İş hayatı düşünüldüğünde işvereniniz size verdiği işi yapmanızı bekler yani onun ihtiyacı olan şeyi. O iş dengesini öyle kurmuştur. Siz başka bir taleple gittiğinizde size ya öyle bir alanları olmadığını söyler ya da daha manipülatif bir iş ortamındaysanız, ‘Sen onu yapamazsın başaramazsın ki, bildiğin işi yap yerini koru,’ gibi cümleler kurup sizi vazgeçirmeye çalışır. Ve siz oynanan oyunun farkına bile varmaz, hayal kırıklığı içinde isteğinizden vazgeçersiniz.

Hadi daha da küçük yaşlarınıza gidelim. Dans etmeye ya da basketbol oynamaya ilginiz var. Ebeveynlerinizden sizi kursa göndermelerini istediniz. Maddi kaynakları ya da zamanları olmadığından yollayamayız demek yerine, ‘Sen onu beceremezsin, sıkılırsın, sen şunu yap,’ gibi cümlelerle sizi kendi sağlayabilecekleri imkânlara yönlendirirler.

Bu örneklerin yıllarca siz fark etmeden içinizde biriktiğini düşünün. Duyduğunuz, tekrarlanan her kelime bilinçaltınıza kaydedildi bir kere. Gün gelir başka bir iş alanına geçmek istersiniz, özelinizde yeni bir şey yapmak istersiniz ya da bir ilişkiyi başlatmak istersiniz. Aaa o da ne, içeriden bir ses, ‘Sen onu yapamazsın, sen kim o işi yapmak kim, o kadın ya da adam sana bakar mı, sen zaten onun ihtiyaçlarını karşılayamazsın ki, onu giyme komik olursun,’ diye konuşmaya başlar. Tanıdık geldi mi? Sabotajcınız iş başında.

Burada bir duralım. Hepsi doğru olsa bile kendinize bir sorun lütfen. Sizi bunlara inanmaya iten şey ne? Cesurca soracaksınız ama. Gerçekten siz yapamayacağınızı, başaramayacağınızı mı düşünüyorsunuz? Bununla ilgili bir doneniz, kanıtınız var mı? Otoritenin sözüne mi güvendiniz yoksa inanmak o an için kolayınıza mı geldi? Konfor alanı meselemiz yani. Bu noktada vereceğiniz en dürüst cevap sizi uzun süreli depresyondan kurtarır.

Psikolojik araştırmalar gösteriyor ki bir insanı depresyona sürükleyen en önemli faktörlerden biri varlığını hissettiği fakat kullanamadığı potansiyeli. Düşünün; bir şeyi en üst noktada yapabileceğinizi hissediyorken, cesaret edemediğiniz ya da size izin verilmediği için hayatınızı çok daha mütevazi sularda geçiriyorsunuz. Doğal olarak hayatınızdakilerden gördüğünüz saygı da ilgi de onunla orantılı oluyor. Bir noktada kendinize saygınız, inancınız gördüğünüzle paralel gelişiyor. Sebep olduğu sağlık sorunlarını saymıyorum bile.

Gelsin o zaman beyin yakan sorumuz. Siz bu hayata gösterdiğiniz kadar mısınız? Kimseden onay alma ihtiyacınız olmasaydı neleri değiştirir, neler yapardınız? İşinizi, eğitiminizi, okuduğunuz okulları elinizden alsam, hadi yeniden başla desem size ne olmak, kim olmak, neleri başarmak isterdiniz? Hakkettiğinizi düşündüğünüz saygınlık, ilgi, özen hangi seviyelerde olurdu?

İçinizdeki potansiyele çocuk merakı ile bakın. Onu sizden daha doğru keşfedecek kim var ki? Hatırlayın. Lütfen kendinize de sıkça hatırlatın. Dışarıdaki sesler bazen iyi niyetle bizi korumak için bazen de kendi çıkarları, işleri yürüsün diye sizin kendi potansiyelinizi görmenizi engellerler.

Hayat herkesin kendi penceresinden görebildiği kadarsa ve siz hep başkasının penceresinden bakmayı alışkanlık haline getirdiyseniz ya da size bilinçli olarak öyle öğretildiyse kendinizi gerçekten tanıdığınızı söylemek doğru olur mu?

Bugün bir dünya hayal edin. Hepimiz kendimizi tanıyoruz, duygularımızı, zaaflarımızı, potansiyelimizi, bu dünyaya katabileceklerimizi. Yaratabileceğimiz ve birbirimize yaşatabileceğimiz güzelliklerin farkındayız. Nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk o zaman? Biz öyle biri olabilseydik, kendimize kendimiz olabilmek için izin verseydik çocuklarımız, gelecek nesiller bizim yarattıklarımız üzerine neler katabilirlerdi? Nasıl bir hayat yaşayabilirlerdi, onlara nasıl bir miras bırakırdık? Kendimiz için değilse de onlar için sorumluluk almaya, kendimiz üstüne uzmanlaşmaya, yapabileceklerimizi fark edip potansiyelimizi en üst seviyede kullanmaya değmez mi? Yeni nesillere bunu borçlu değil miyiz?

Kendini bilen bir kişi kaç kişinin hayatını güzelleştirir sizce? Ve bugün kendinizi bilmek için neye ihtiyacınız var? Kendiniz olmaya başlamak için. Sözü ve eylemi size bırakıyorum. Sahne sizin.

40

Güzin Belli

Kendini Tanıma Koçu

selfpluscoaching kurucusu. Bireylerin atıl potansiyellerini keşfetmesine rehberlik ediyor.

Tüm yazıları →

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir