Sizi yoran tüm düşünceleri, duyguları, içeriden ve dışarıdan gelen tüm sesleri susturmak isteseniz ilk hangisini sustururdunuz? En çok hangilerini hayatınızdan silmeye meyillisiniz? Negatifleri mi, pozitifleri mi? Onca ses arasından neden özellikle o ses susmalı? Negatifliklerin içinde kaybolmuş hayatlar yaşarken belki de sürekli pozitif, onaylanmış davranışlarımız üzerinden kendimizi tanımaya çalışarak hata ediyoruz.
Kendini bulma çalışmalarının ilk adımı, olanı kabul etmektir. Önce kendi gerçeğini objektif bir gözle görebilmektir. O zaman nedendir içimizdeki negatif yanları, dışarıdan görüldüğünde kötü kabul edilebilecek taraflarımızı görmezden gelmemiz? Ya bizi tanımlayanlar onlarsa?

Gelin, bugün bu konuya tersten bakalım. Olmak istediğiniz kişiyi değil de olmaktan korktuğunuz kişiyi tanımlayalım. O kişiden içinizde bulunan parçaları sorgulayalım.
Yargılayan bir gözle değil, anlamaya çalışan bir gözle kendimizi değerlendirelim. Sakin, sessiz biri olmak isterken sürekli anlatan, kendimizi açıklamaya çalışan taraflarımıza; adil biri olduğumuza inanırken taraf tuttuğumuz, yanlı davrandığımız, belki de haksızlık ettiğimiz tutumlarımıza; isyanlarımıza, yokmuş gibi davranıp görmezden geldiğimiz yaralarımıza bakalım.
Kendimizi tanımak, bulmak için kendimize, kendimizi yaşama özgürlüğü verelim. Tuhaf bir şey mi söylüyorum?
Kendime, kendimi tanıma ve yaşama özgürlüğü vermek… Haklısınız, bence de çok iddialı. Gelin görün ki doğru mu doğru.
Kendimizi tanıma çalışmalarında karşımıza çıkan ilk ve en derin direnç noktası, “Ben kendimi tanımıyor muyum?” ya da “Özgürce yaşamadığımı mı söylemeye çalışıyorsunuz?” sorularıdır. Ah, sevgili ego! Sen ne proaktif bir tarafımızsın bizim öyle. Baştan kaybettik sayende okuyucuyu.
Bir düşünelim. Her şeyi yapma özgürlüğünüz olsaydı, yargılanmayacağınızı, ayıplanmayacağınızı bilseydiniz hangi tavırlarınız bugünle aynı olurdu? Hangi negatif özelliklerinizi daha çok kullanırdınız?

Bugün o özellikleri tespit edip kendimizi tanımak için kullanalım. Mesela sinirli miyiz, hayatta öfkelendiğimiz anlar çok mu? Her şey önce bunu görüp kabul etmekle başlıyor. Kabul ettiğimizde ne mi olacak? Bilincimiz düşünmeye başlayacak: En çok nelere öfkeleniyoruz? Nedenleri ne olabilir? Öfke anlarımızın ortak bir noktası ya da daha açık söyleyelim, ortak bir duygusu var mı?
Ne demek istiyorum? Biz hep konuya öfkelendiğimizi düşünüyoruz. Gerçek şu ki yaşanan olayların bize hissettirdiği duygulara öfkelenir, üzülür, kinleniriz.
Aklınıza kötü olan ya da toplum tarafından olumlu karşılanmayan hangi özellik geliyorsa öfke örneğinin yerine onu koyun lütfen. Sonra dürüstçe sorun kendinize: O özelliğin altında yatan duygu ne? Bazen çok üzücü, hatta acımasız fikirler gelebilir aklınıza. O fikirlerden korkmayın, yılmayın lütfen. Değersizlik mi, ilgisiz kalmışlık mı, sevgi eksikliği mi?
Bunları tespit edin ve her seferinde bir duygunuzu seçin. Alın karşınıza, onunla konuşmayı deneyin. Konu değersizlik hissiyse sorun kendinize: Değerli insan olma hissi sizin için ne demek? Size nasıl davranılırsa kendinizi değerli hissedersiniz? Siz, değer verdiğiniz insanlara nasıl davranıyorsunuz?
Gelelim en iç acıtan ama sizi en doğru cevaba yönlendirecek soruya: Başkalarının gözünde değerli olabilmek için nelere katlanıyorsunuz? Nelerden vazgeçip kendinizi, “Yapmam.” dediğiniz hangi davranışların içinde buluyorsunuz? Ve son soru: Sizce değer, öz güven, sevgi ya da konunuz her neyse dışarıdan edinilerek kazanılan hisler mi; yoksa önce sizin kendinize gösterip içeriden dışarıya doğru yaymanız gereken hisler mi?
Eğer bu hayatta değer verdiğiniz insanları seçme kriterleriniz hatalıysa, değerli insan tanımınız en başta yanlış yapılmış ve dış etkenlere bağlıysa gelin, önce bu tanımları gözden geçirelim. Neden kendi kıymetinizi, özünü hiç tanımadığınız, yalnızca toplumsal maskeleriyle gördüğünüz üçüncü şahısların taraflı tanımlamalarına bıraktığınızı bir konuşalım.

Önemli ve değerli insanlar kendilerine ve başkalarına nasıl davranır? Hayatlarına neler katar, hangi konularda kendilerini geliştirir? Peki, siz bugün öyle biri olmaya ne kadar yakınsınız? Yakın olmadığınızı düşünüyorsanız da hiç önemli değil. Bugün bunu düşünmeye başladınız zaten; kendinizi geliştirmek için zamanınız var. Yolunuza devam edebilirsiniz. Ama tek bir ricam var sizden: Her gün, kendinizden şüpheye düştüğünüz her an kendinize şunu hatırlatın:
Aynılıkların, maskelerin ve çıkar ilişkilerinin çok olduğu bir dünyada siz, bugün kendinizi sorgulayan siz, çok değerlisiniz; biriciksiniz, sevgi ve saygıyı sonuna kadar hak ediyorsunuz. Size bunları gösteremeyen kişilerle yola devam etmek zorunda değilsiniz. Önce siz kendinizi sevin, kendinize değer verin, özen ve şefkat gösterin. Sonra da başkalarına aynı hisleri yaşatıp kıymetli insan nasıl olunurmuş, ona nasıl davranılırmış, öğretin hayatınızdakilere. Ve sonra dönüp dolaşıp geri dönün. Sımsıkı sarılın kendinize.
Kendi sevgi çemberinizi kendiniz oluşturun. Emin olun, başka sevgi çemberleriyle kesişen bir sürü kümeniz olacak. Ve bunları kendinize ilk sorduğunuz an için, yani bugün için teşekkür edeceksiniz.
Teşekkürünüz kendinize olsun.