Veri odaklı büyüme ve yapay zekâ temelli sistemler geliştiren Triarii Growth, şirketlere yalnızca büyümeyi değil, büyümeyi yönetmeyi öğretiyor.
Bugün “growth” neredeyse her şirketin dilinde. Trafik var, bütçe var, araçlar var. Ama çoğu zaman eksik olan şey çok daha temel: sistem. Osman Zafer Yılmaz’ın kurduğu Triarii Growth tam da bu boşluğa yerleşiyor. Roma lejyonlarının en kritik anında sahaya giren “üçüncü hattından” ilham alan yapı, büyümeyi bir kampanya ya da kısa vadeli başarı olarak değil, ölçülebilir ve tekrar edilebilir bir mekanizma olarak ele alıyor. Yapay zekâyı işin merkezine yerleştiren bu yaklaşım, şirketlere sadece büyümeyi değil, büyümeyi yönetmeyi öğretmeyi hedefliyor. Gelin onları biraz daha yakından tanıyalım…
Önce sizi ve Triarii Growth’u tanıyalım. Bu girişimin çıkış noktası neydi ve hangi problemi çözmek üzere yola çıktınız?
Merhaba, ben Osman Zafer Yılmaz. ODTÜ mezuniyetimin ardından kariyerime önce kurumsal bir holdingde başladım. Burada Ar-Ge departmanı altında, çok değerli mentorluklar eşliğinde çalışarak iş dünyasının temel dinamiklerini öğrenme fırsatı buldum. Ardından Amerika merkezli bir startup’ta devam ettim. Bu süreçte growth ekiplerini yönettim ve oldukça erken yaşlarda ciddi sorumluluklar üstlendim. 24 yaşında müdür, 25 yaşında direktör oldum ve kısa süre içinde şirketin en genç ortaklarından biri haline geldim.
Ancak bir noktada şunu fark ettim: Başarıyı mevcut sistemler içinde elde etmekle, kendi sistemini kurmak aynı şey değil. Bu benim için kişisel bir meydan okumaya dönüştü. Triarii Growth tam olarak bu sorgunun sonucunda ortaya çıktı.
“Triarii” ismi Roma lejyonlarından geliyor. Hatta Roma’da bir söz var: “Res ad Triarios redisse.” yani “İş Triarii’ye kaldı.”
Triarii, savaşın en kritik anında sahaya sürülen en stratejik üçüncü hattı temsil eder. Onlar devreye girdiğinde artık hata payı kalmamıştır. Biz bu yaklaşımı doğrudan growth tarafına taşıyoruz.
Bugün piyasada “growth” çok konuşuluyor ama gerçek anlamda ölçülebilir, sürdürülebilir ve stratejik büyüme sunan yapı sayısı oldukça sınırlı. Markalar ya ajanslara bağımlı hale geliyor ya da neyin neden çalıştığını gerçekten anlayamıyor.
Aslında yaşanan problem çok net: Trafik var, bütçe var, hatta talep var… ama sistem yok. Yani iş, bir noktadan sonra kaçınılmaz olarak “Triarii’ye kalıyor.” Biz tam burada devreye giriyoruz.
Triarii Growth olarak odağımız sadece büyüme sağlamak değil; markaların büyümeyi anlayan, yöneten ve tekrar edebilen yapılara dönüşmesini sağlamak. Çünkü bizim için asıl değer, sonucu üretmek değil, o sonucu gerektiğinde tekrar sahaya sürebilecek bir sistem kurmak.
Triarii Growth kendisini klasik bir danışmanlık şirketinden çok farklı bir yerde konumlandırıyor. Sizi diğer growth ve dijital dönüşüm danışmanlıklarından ayıran temel yaklaşım nedir?
Klasik danışmanlık şirketlerinden en temel farkımız şu: Biz öneri sunmuyoruz, doğrudan yönetiyoruz. Triarii Growth olarak işi strateji sunup geri çekilen bir yapı gibi değil, uçtan uca satış ve büyüme süreçlerini yöneten bir sistem olarak ele alıyoruz. Yani sadece “ne yapılmalı”yı söylemekle kalmıyor, o yapının sahada gerçekten çalışmasını da sağlıyoruz. Bizi ayrıştıran en kritik nokta ise veriye yaklaşım biçimimiz.
Bugün birçok yapı veri topluyor ama çok azı o veriyi gerçekten anlamlı hale getirebiliyor. Bizim odağımız tam olarak burada başlıyor. Veriyi sadece raporlamak değil; yorumlamak, aksiyona dönüştürmek ve doğrudan büyümeye bağlamak.
Bir diğer farkımız da detaylara olan yaklaşımımız. Oldukça küçük görünen noktalarda bile takıntılıyız. Çünkü biliyoruz ki büyüme çoğu zaman büyük hamlelerden değil, doğru kurgulanmış küçük optimizasyonların birikiminden gelir. Kısacası biz danışmanlık yapmıyoruz; ölçen, anlayan ve sürekli optimize eden bir büyüme sistemi inşa ediyoruz.
Yapay zekâ iş dünyasında büyük bir dalga yaratmış durumda. Triarii Growth bu dönüşümün neresinde duruyor? Yapay zekâyı büyüme stratejilerine nasıl entegre ediyorsunuz?
Yapay zekâyı bir araç olarak değil, doğrudan iş yapış biçiminin kendisi olarak görüyoruz. Triarii Growth bu dönüşümün kenarında değil, tam merkezinde konumlanıyor. Çünkü içinde bulunduğumuz dünya artık “dijitalleşen” değil, doğrudan yeniden yazılan bir dünya. Çok yakın bir gelecekte şirketlerde klasik departmanların yerini AI-native yapılar alacak.
Biz bu dönüşüme bugünden hazırlanıyoruz. Ekip yapılanmamızı sadece pazarlama veya growth perspektifinden değil, mühendislik odağında da kurguluyoruz. Halihazırda iki ayrı yapay zekâ departmanımız var ve bu tarafı agresif şekilde büyütüyoruz. Problemin tespitinden itibaren yapay zekâyı devreye alıyoruz. Veri analizi, segmentasyon, karar mekanizmaları ve optimizasyon süreçlerinin tamamında aktif rol oynayan bir yapı kuruyoruz. Bu da bize şunu sağlıyor: Daha hızlı öğrenen, daha doğru karar alan ve sürekli kendini geliştiren sistemler. Kısacası biz yapay zekâyı destekleyici bir unsur olarak değil, büyümenin ana motoru olarak konumlandırıyoruz.
Triarii Growth olarak bir şirketle çalışmaya başladığınızda ilk baktığınız alanlar neler oluyor? Bir growth yolculuğu nereden başlar?
Bir growth yolculuğu bizde rastgele başlamaz; net bir çerçeveyle başlar. Triarii Growth olarak süreci “GROW” metoduyla kurguluyoruz.
- G – Goal: Önce hedefi tanımlarız. Ne istiyoruz, nereye oynuyoruz?
- R – Reality: Bu hedef ne kadar gerçekçi? Mevcut durumumuz ne söylüyor?
- O – Opportunity: Elimizde hangi fırsatlar var? Hangi kaldıraçları kullanabiliriz?
- W – Will/Win: Başarıyı nasıl tanımlıyoruz? Kazandığımızı bize gösterecek net metrik ne?
Çoğu şirket doğrudan aksiyona geçmek ister. Biz ise önce oyunu anlarız. Çünkü doğru kurgulanmamış bir hedef, ne kadar iyi execute edilirse edilsin yanlış bir yere götürür. Bu noktada iki şey kritik: Hedefi bilmek ve rakibi bilmek. Strateji tarafında yaklaşımımız oldukça net. Sun Tzu’nun söylediği gibi: “Kendini tanı, düşmanını tanı; yüz savaşta da sonuç değişmez.” Biz growth’u tam olarak bu disiplinle ele alıyoruz. Önce netlik, sonra strateji, en son hız.
Şirketlerin büyüme stratejilerinde en sık yaptıkları hatalar neler?
Şirketlerin büyüme stratejilerinde en sık düştüğü tuzaklardan biri, başarıya kapılmak. Rapid experimentation yaklaşımıyla bir metod bulduklarında, çoğu zaman değişime kapanıyorlar. Süreç onları başarılı kıldığında, bir anda risk almaktan kaçınan, statükoya tutunan bir zihniyete dönüşüyorlar. Oysa büyüme, tek bir formülün tekrarıyla değil, sürekli test, adaptasyon ve optimizasyonla gelir. Başarı bir durak değil, bir başlangıçtır. Biz Triarii Growth olarak bu noktada devreye giriyoruz: Şirketleri sadece başarıya ulaştırmıyoruz, başarının tekrar edilebilir ve sürdürülebilir olmasını sağlıyoruz. Çünkü büyüme, konfor alanında değil, sürekli evrimde saklıdır.
Türkiye’de şirketlerin yapay zekâ ve veri odaklı büyüme konusunda nerede durduğunu düşünüyorsunuz?
Türkiye’deki Yapay Zeka komünitesini gerçekten takdir ediyorum. Projelerimi paylaştığımda gördüğüm destek ve geri dönüşler oldukça etkileyici. Ben de kim bir AI projesi ile gelse, elimden geleni yapıp karşılığını vermeye çalışıyorum. Sahada karşılaştığımız profiller son derece zeki ve yetkin; bu, bizim alanımızda alışık olduğumuz bir standart. Bence dijital dönüşüm, Türkiye için yalnızca bir zorunluluk değil, aynı zamanda stratejik bir fırsat. Doğru yaklaşımla, veriyi ve yapay zekâyı büyümenin merkezine koyan şirketler çok hızlı bir şekilde öne çıkabilir.
Önümüzdeki 3–5 yıl içinde growth stratejilerini en çok hangi teknolojiler değiştirecek?
Önümüzdeki yıllar, growth’un artık rastgele taktiklerle değil, otonom sistemler ve derin veri entegrasyonu etrafında şekillendiği bir dönem olacak. Geleneksel “growth hacking” yerini, yapay zekânın her karara stratejik olarak dahil olduğu AI-First Growth modeline bırakıyor.
Bu dönüşümü üç katmanda görmek mümkün:
- Zeka Katmanı – Agentic AI (Otonom Yapay Zeka Ajanları): 2026 itibarıyla yapay zekâ sadece içerik üreten bir araç değil; hedef kitleyi analiz eden, reklam bütçesini optimize eden ve müşterilerle uçtan uca etkileşim kuran otonom ajanlara dönüşecek. Eskiden bir growth yöneticisinin günlerini alan A/B testleri ve kanal optimizasyonları, bu ajanlar tarafından saniyeler içinde binlerce varyasyonla denenecek. Artık markalar kanal bazlı değil, ajan bazlı etkileşim kuracak; marka sesini temsil eden bir AI ajan, müşterinin satın alma yolculuğunu tek başına yönetebilecek.
- Veri ve Dağıtım Katmanı – Hiper-Kişiselleştirme ve Zero-Party Veri: Veri artık geçmişi değil, geleceği gösteriyor. IoT sensörleri, LLM’ler ve tahmine dayalı algoritmalar sayesinde, bir kullanıcının bir ürüne ihtiyaç duyacağı mikro an önceden tespit edilebilecek. Churn tahmini ve dinamik teklif sistemleri, müşterinin sizi terk etme ihtimalini siz fark etmeden öngörebilecek. Üçüncü taraf çerezlerin kalkmasıyla birlikte, zero-party veri ve kullanıcı rızası büyümenin merkezine oturacak. Güven ve veri sahipliği, sadakat ve stratejik büyümenin temelini oluşturacak.
- Deneyim ve Kanal Katmanı – Sürükleyici Teknolojiler (AR/VR ve Uzamsal Bilgi İşlem): 5G ve giyilebilir cihazlarla, growth artık ekranların ötesine taşınacak. AR/VR ile interaktif deneyimler mümkün olacak: Ürünleri sanal olarak denemek veya fiziksel mağazada AR üzerinden kişiye özel teklifleri görmek, dönüşüm oranlarını radikal şekilde artıracak.
Şimdilik konuştuğumuz AI, dar ve görev odaklı sistemler (narrow AI). Ama birkaç yıl içinde AGI – Artificial General Intelligence devreye gerecek. AGI, insan seviyesinde genel zekâya sahip olacak ve karmaşık stratejik kararları tek başına yönetebilecek. Bir adım ötesi ise ASI – Artificial Super Intelligence: İnsan zekâsını katbekat aşan, yeni büyüme stratejilerini kendi başına keşfeden sistemler.
Bu nedenle growth artık sadece bugünün teknolojisiyle değil, geleceğin zekâ katmanlarıyla tasarlanmalı. Agentic AI, predictive analytics ve immersive deneyimler üçlüsü birleştiğinde, AGI ve ASI’nin yükselişiyle birlikte growth stratejileri artık insan sezgisinden bağımsız, tamamen optimize edilmiş ve öngörülebilir bir disipline dönüşecek.
Kısacası, önümüzdeki yıllar AI-First, veri odaklı, deneyim merkezli ve geleceğe hazır büyümenin dönemi olacak. Bu üç katmanın entegrasyonu ve AGI/ASI vizyonunun öngörülmesi, şirketlerin rekabet gücünü belirleyecek.