Kendine Yabancılaşan İnsan
Kişisel Gelişim

Kendine Yabancılaşan İnsan

Başak Işık Uzun Başak Işık Uzun 3 dk okuma
Kişisel Gelişim 3 dk okuma
Paylaş:

Hayat bizi bazen değiştirmek, bazen güçlendirmek, bazen de kendimizi yeniden hatırlatmak için fena hâlde zorluyor, değil mi?

Başkalarının beklentileri, toplumun başarı tanımları, “güçlü görünme” zorunluluğu derken, bazen hayat karşımıza bize en değerli şeyleri yeniden hatırlatacak beklenmedik bir dönemeç çıkarır.

Aslında düşmek, yeniden kalkmanın önsözü; kaybolmak ise kendini bulmanın başlangıcı olabilir mi?

Gerçek dönüşüm, zorlukları yok etmekle mi olur? Yoksa o zorlukların içinde bile kendi hikâyemizi yazmaya devam ettiğimizde mi başlar?

Bazı insanların hayatına dışarıdan baktığımızda, “Ne kadar da güçlü biri.” diye düşünürüz.

Gülümserler. Üretirler. Sorumluluklarını yerine getirirler. Bir şekilde herkese, her yere yetişirler.

İşin aslı, her güçlü insanın mutlaka görünmeyen derin bir hikâyesi vardır.

Bazen insanın taşıdığı yükün ağırlığı dışarıdan fark edilmez.

Kimse bilmez…

İçindeki kaygıyı… Dik durabilmek için kendini ne kadar çok zorladığını… Sessizce tuttuğu gözyaşlarını… Yıllardır güçlü görünmeye çalışırken aslında ne kadar yorulduğunu…

İnsan bazen hayatla mücadele ederken sadece yorulmaz; taktığı maskenin altında fark etmeden kendi sesini de kaybeder.

Ve tam da bu yüzden, en büyük iyileşme çoğu zaman bu maskeyi çıkarıp atmakla başlar.

Kendine yabancılaşma nasıl başlar?

Bu süreç birdenbire olmaz; küçük küçük adımlarla gerçekleşir.

Bir hayalini ertelersin.

Bir duygunu bastırırsın.

Seni inciten bazı şeyleri görmezden gelirsin.

Bazen kırıldığın hâlde güçlü görünür, bazen hakkını savunmak yerine sessizliği seçersin.

Kendi sesini duyurmak yerine, başkalarının anlatılarına yer açarsın.

Bir süre sonra fark edersin ki huzuru korumaya çalışırken kendi içindeki huzuru kaybetmeye başlamışsın.

Psikoloji bize bu noktada “kendine yabancılaşma” kavramını sunar. Bu kavram, kişinin kendi değerleri, duyguları ve gerçek istekleriyle bağının zayıflaması olarak tanımlanır. Yani dışarıya uyum sağlamak için iç sesini susturduğunda aslında kendinden uzaklaşmaya başlarsın. Ve bu uzaklaşma, zamanla en büyük huzursuzluk kaynağı hâline gelir. Kendine yabancılaşmanın tek panzehiri ise kendinle yeniden bağ kurmaktır.

Zorluklar bizi kırar mı, dönüştürür mü?

Hayatın zorlukları maalesef kaçınılmazdır.

Kayıplar, belirsizlikler, başarısızlıklar, hayal kırıklıkları…

Ancak aynı olay, farklı insanlarda farklı etkiler oluşturabilir.

Psikoloji literatüründe psikolojik dayanıklılık (resilience), zorlayıcı yaşam olayları karşısında uyum sağlayabilme, yeniden toparlanabilme ve anlam yaratabilme kapasitesi olarak tanımlanır.

Araştırmacı Ann Masten, dayanıklılığı “Olağanüstü insanların değil, sıradan insanların sahip olduğu olağanüstü bir kapasite.” olarak tanımlar.

Yani güçlü olmak, hiç düşmemek değildir.

Güçlü olmak, düştüğünde kendine yeniden ulaşabilmektir.

Gücümüzü kaybettiğimizi nasıl anlarız?

Bazen insanın en büyük yorgunluğu fiziksel değildir.

Bir gün gelir, başarıları artık eskisi kadar mutlu etmez.

İhtiyaçlarını dile getirmez olur.

Herkese destek olurken kendisine destek olmayı unutur.

“Ben ne istiyorum?” sorusunun cevabı bulanıklaşır. Sessizliğe gömülür.

Kendine dönmek, geçmişte yaptıklarını reddetmek değildir.

Bugüne kadar taşıdığın yükleri küçümsemek değildir.

Kendine şu gerçeği hatırlatabilmektir:

“Ben yaşadığım zorlukların içinden yürüyüp geçen, onlarla güçlenen ve hâlâ kendi hikâyemi sevgiyle, azimle yazmaya devam eden biriyim.”

Anlam, insanı güçlü kılar

Psikiyatrist Viktor Frankl, insanın en zor koşullarda bile bir anlam bulabildiğinde dayanma gücünün arttığını vurgulamıştır. Onun şu sözü bu yolculuğu özetler:

“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla dayanabilir.”

Hayat her zaman kontrolümüzde değildir.

Ama hayata verdiğimiz anlam, seçimlerimiz ve kendimizle kurduğumuz ilişki büyük ölçüde bizim elimizdedir.

Kendine dönüş yolculuğu

Belki bugün kendimize şu soruları sorma zamanı:

Ben hangi beklentilerin ağırlığını taşıyorum?

Hangi yönümü uzun zamandır ihmal ediyorum?

Hayatımın hangi alanında yeniden kendim olmaya ihtiyacım var?

Ve güzel haber; insan kendine giden yolu hiçbir zaman tamamen kaybetmez.

Bazen yol bulanıklaşır, bazen sesimiz kalabalıkların arasında kaybolur. Ama içimizde bizi yeniden kendimize çağıran bir yer hep vardır.

Bazen bir fark ediş yeter…

Bazen kendine söylediğin küçük bir “Hadi kalk ve yürümeye devam et.” cümlesi…

Çünkü gerçek güç, hiç yorulmamak ya da hiç kırılmamak değildir.

Gerçek güç; hayat ne kadar zorlayıcı olursa olsun, kendinden vazgeçmeden tekrar ve tekrar, her seferinde daha da güçlenerek ayağa kalkabilmektir.

Hadi toparlan, kalk ayağa, yak ışığını ve çık o sahneye…

Etiketler:manset

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir